BU ÇİLELİ ÖMRÜM
Annemin, babamın yanında
Çokça sevilen bir paşayım.
Tenime ateş değse yanar;
Ben ateşe karşı maşayım.
Okudukça okuyup bilgi,
Havuzunda yüzüp aşayım.
Bilge kişi kolay pes etmez,
Aksi düşünceye şaşayım.
İnsan bekleyip de görmezse,
O ilgiden sonra hep şaşar.
Yağmur bol yağınca dereler;
Irmaklar ve nehirler taşar.
Ekinler boy alır, başaklar
Dolunca çiftçiler hep coşar.
Söz dinlemeyen ve hiçbir tedbir
Almayan bir kimse çok koşar.
Suçlu sanki benim karşımda,
Duran cansız dikili taştı.
Her ağladığımda gözümden,
Sel olup da akan bir yaştı.
Dilber yârimi hep gösteren
Maviş göz ve hilâl kaştı.
Bizim de böyle olmamıza,
Sebep olan akılsız baştı.
Kader hep bizleri bir sabır
Sınavından süzüp de geçti.
Yolumda bazen ben sabırı;
Bazen sabır beni yendi geçti.
Sabır tökezlemeyen bir binek,
Ama nedense beni seçti.
Benim de bu çileli ömrüm,
Daima hep böyle zor geçti.
Memduh SOLMAZ
Kendisi şiirlerini; “Şiirlerimde genellikle doğayı, çalışmayı, doğruluğu, iyiliği, barışı, birlik ve beraberliği, millî duyguları yeğleyen konuları ele alıp işledim. Kısaca her sahaya cevap verebilecek 460 adet şiirim var.” diye tanımlıyor.
Doğrusu da bu.
Memduh Solmaz, kendi küçük dünyasına, kocaman bir şiir alemi sığdırmış. Bu alemde her şey var: Derenin seli, denizin mili, bayram, seyran… Ama daha çok öğütler, öğütler.
Hayat öyküsüne baktığınızda, öğrenim durumunu da göreceksiniz. Solmaz’a göre, okuyamamış olması, onun gönlündeki en büyük kırıklık. Bu kırıklığı başkaları da çekmesin diye, gönlüne düştükçe, dili açıldıkça, dağda bayırda, düz yolda, şiirlerini söylemiş.
Memduh Solmaz, halk şairi mi? Değil. Fakat halk şiirimizin özelliklerinden birkaçını kendi şiirlerinde uygulamış. Hece ölçüsü ve kafiye sistemi, düpedüz halk dili, bunlardan en belirgin olanları.
Ancak Solmaz’ın şiirlerinde klasik kafiye örgüsünü göremezsiniz. Solmaz, duygu ve düşüncelerini anlatabilmek için, mısra sonlarında ses benzerliklerinden yararlanmayı düşünmüş. Hatta sizler de fark etmişsinizdir, o, kafiye anlayışı yönünden daha çok Servetifünunculara yakın. Nazmı nesre yaklaştırırken, sözünün bitmesinden ziyade aralarında ses benzerliği olan kelimelere dikkat etmiş. Gördüğüm kadarıyla Solmaz, şiir geleneğimizin pınarlarından su içmiş.
O, sanki bir öğütçü. Fakat yaşadığı hayattan çıkardığı sonuçlar, mısra mısra şiirlerine sinmiş.
Bilinmez bu hayat acı mı, tatlı mı?
Biter bin yıllık yol, atın ilk adımı.
Bencil, aksi kimse olur dağ adamı,
Akılı kullanan insan çağ adamı.
Bu dörtlükle ilgili olarak sadece “bin yıllık yol”a dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu söz öbeğinde “yılmamak” duygusunu siz de görmüşsünüzdür. Hüner, her işte ilk adımı atabilmekte. O adımı attığınızda, bin yıllık yolun bittiğini sayın. Yani zorluklar, kolaylaşır. Ya “dağ adamı” ile “çağ adamı” benzetmelerine ne dersiniz?
Şiirinde yer yer, yerel ağzı da kullanan Solmaz, titiz bir çalışma ile ördüğü şiirini, cesaretle ortaya çıkarma çabasında.
Bu kitap, o çabanın bir ürünü.
Onun şiirleri daha çok öğüt ama, şiir.
Kararıp geçeni asla küs sanma,
Her söylenen tatlı söze hiç kanma.
Dostu eksi puanı ile anma,
Hataları tekrarlayıp da yanma.
Memduh Solmaz’ı kutlarım.
Oyhan Hasan BILDIRKİ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder